20 Eylül 2010 Pazartesi

BANA BİR BEN LAZIM DEĞİL...

Bir zamanlar İstanbul'da Galata Köprüsü varken... altında da Ümmü Gülsüm Rehberi Çayevi vardı. Kaptan eskilerinin tavla sanatının her biçimini icra edip nargilelerine gençleri 'köz' ettikleri bir yaşamdan kalan tortumdu; 'Nereye götürür seni birebir kopyan?' sorusu...

Manga'nın kapıları açılıncaya dek, sağ ya da sol kol aramadım, kendi iki koluma güvendim, sahip olduğum ya da yitirdiğim herşeyi şimdi çürüyen tırnaklarıma borçluyum.

Manga ile birlikte birine ihtiyaç duydum... birini aradım.... birilerini denedim... ikinci ben olmasını istedim birilerinden... İlhan Şeker... Aykut Yılmazer... Sema Teker... Aylin Korucu... Murat Yavuz... Ozan Emre Acar.... Murat Ali... Arzu Uğurlu...

Herkesin bir takvimi vardır, herkes takvimini yaşar birbirinde... Birinin 'takviminin' bittiği gün... 'sen silah arkadaşını kaybediyorsun!' demişti. Ardından 'sırtımdan' bıçaklamaya çalışmıştı. O zaman bir kayıp olmadığını düşündüm...

Oyunculuk sınavına Hamlet'in o meşhur tiradıyla hazırlanmıştım, babası ile amcasını kıyasladığı. Ardından yüze yakın hamlet izledim... Onları ilk görüşte tanırım ve 'dava arkadaşlıklarının' nasıl olduğunu iyi bilirim. O bir Hamletti, oysa benim kılıcı kınında durmayan bir 'silah arkadaşına' ihtiyacım vardı...

Ben ararım... eşelerim... önce yumruk atar sonra özür dilerim... hızlı yer ve hızlı karar veririm. Önce yapar sonra yaptığımı yıkarım... değer veririm, çoğu zaman hakedilenden fazla... İnanırım ve inandırırım... Hayallerim var. Bu şehre geri dönmek için gelmedim ama izmir'e dönmek de hayatın sonu değil, bilirim. Hırslı, mesleki kıskançlığını 'overdose' olan bir adamım. Kimseyi küçük görmem ve küçük görmeyi sevmem... hayallerim, rüyalarım ve umutlarım var. Piyangoya inanmam çalışırım. 'Adamın dayısı var' yerine 'başarmış' demeyi tercih ederim...

Manga'da ben neyim? Denizde kum tanesi... 7 creativden bir fazlası 8'im... 4 MT'den bir fazlası 5' im... finansta 2 finansçıdan bir fazlası 3'üm... Nerede ne için bana ihtiyaç varsa 'o'yum... İşte bu nedenle bana bir ben daha lazım değil...

Olamadığım yerde ben olmanın dışında, bazen bir ayna bazen bir duvar bazen bir engel olabilecek bir 'sen' lazım bana...






9 Eylül 2010 Perşembe

MANGA'NIN HAYAL KIRIKLARI LİSTESİ...

On bir yılın içinde 150 ye yakın insan... Hayal ürünü bir yapının peşinden koşarken 'aile' mantığı içinde kusurları hep halının altına süpürülmüş... Bir kağıda ortadan çizgi çekip bir tarafına 'onur listesi' diğer tarafına 'hayal kırıklıkları' demek, hayata yeni başlayan biri için 'günlük' bir iş gibi gelebilir, ama benim için 'hiç' kolay olmayacak!

Bir çalışanınızın olduğunu düşünün, 24 ay birlikte çalışmışsınız ve sadece 3 ay sabahleyin sizinle aynı saat işe gelmiş... ve bir kez uyarı almamış... sadece yaptığı işlere göre yorum almış... oturup 2 yılın hesabını toplamak onu listenin hangi tarafına koyacağına karar vermek 'hiç' de kolay değil...

Ama bazıları var ki; bir kadar net olmaları gereken yer... Bunu yapmam sadece benim 'hesap kesimim' değil, bir sonraki adımlarında 'benim gibi' sahte masumiyetlere aldanacak 'profesyoneller' için rehber olabilir...

Manga'nın hayal kırıklıkları aslında benim 'hayal kırıklıklarım'... Bugüne dek bir ya da iki kişi hariç hepsini ben seçtim. Bir zamanlar herkesin içinde olmak istediği ekibi de ben seçtim, 'taksimetre' hesabı çalışanları da.... Bugün geriye dönüp baktığımda beni en fazla yanıltan tarafımın insan yanım olduğunu görmek, beni bu noktaya getirdi...

'Annem de babam da emekli öğretmen... geçen yıl mezun oldum, gözümü karartıp geldim... bir ajansta altı aydır, tek kuruş almadan stajiyer olarak çalışıyorum... ama ne kredi kartımda limit kaldı ne de annemin babamın bana destek olacak gücü... bir hafta daha iş bulamaz isem izmir'e geri döneceğim... ev arkadaşıma 3 aylık kira borcum var... Bana sadece iş değil yeni bir hayat vereceksiniz...'

İş başvurularına hiçbir dönüş alamayan birinin yazdığı bir sahne olduğunu bilmek hiç de kolay değil... Böyle bir sahnede sizi sadece duygularınız aldatır...

İnsani yanım ne kadar hayır dese de... ilk yapmam gereken Manga'nın hayal kırıklıkları listesini hazırlamak olacak... Sadece birkaçgün, nedenleri ifşa etme konusunda düşüneceğim...




3 Temmuz 2010 Cumartesi

OKUL... ECOLE... ZEHİRLİ MANTARLAR VE YENİDEN BAŞLAMAYA DAİR.

Mezuniyet sonrası yeni bir okulun öğrencisi olmaya karar vermek, o ecole'ü öğrenip o çizgide sağlam eserler verinceye kadar öncesini karanlık bir rafa kaldırabilme yeteneği gerektirir... Dönüp arkama baktığımda yedi ajansta çalıştığımı, ama sadece 3 okuldan mezun olduğumu görüyorum. İlk okulum Hulki Aktunç... İkincisi Paul Mc Millian... Üçüncüsü Yavuz Turgul.. ilk ile ikinci arasına bir de dersane sıkıştırdım Mr Pink ve DEniz Yeşilırmak!

Hepsinde de bir öncesini karanlık bir rafa kaldırmayı becerdim. Sanki o gün okul çağına gelmiş gibi yeniden başlayabildim. Çocukluğumun medrese geleneği içinde geçmesi, erken yaşta ailenin sorumluluğunu üstlenme her defasında sıfırdan başlayabilme isteğimin önünde set olmadı... Tersine setlerime sel oldu!

Bugün benim doğum günüm babamın beni ilk okula kaydettirdiği yaşındayım. Geride bırkatığım 43 yılın üzerini çizip yeniden başlayacağım 'petek' için balmumu yapmaya başlayalı tam bir yıl oldu... Bu balmumunu tamamlamam için önümde 20 ay gibi bir zaman görünüyor, kriz iklimi böyle devam eder ise:(

Şu an 15 kadar 'arı' ile birlikte balmumu mevsimindeyiz. Çiçeklerden, kırlardan, denizlerden gelen ılık meltemlerden uzak iki bahar daha:(

Mezun olduğum okullarda törpüledikleri hep aşırı kendime güvenim oldu. Ormandan derlediğim sopalar ip gibi düzdü. Öğreticlerimin karşısında o ip gibi düz meşeleri başkalarına verip 'başkalarını' kutladığım da oldu, öğreticilerimin elimden sopaları alıp bana 'bak arkadaşları ne güzel sopalar toplamış bak örnek al' dedikleri de... Bugünden o gün batımlarına baktığımda 'yeniden başlama güdümün' nasıl bilendiğini görüyorum.

İtiraf etmeliyim ki... ilk valizimle evden ayrıldığım günden beri, 2008 yılından bugüne gelen süreç kadar bir dip görmedim... ya da 'böyle bir son' hayatımda hiç olmadı. Annemin deyimiyle 'gavur pazarında beş kuruşa satılmışım' da farkında değilmişim.
Hayatımın bu sınavı daha ne kadar sürecek bilmiyorum, bildiğim tek şey 'satıldığım beş kuruş' değil milyonlar olsaydı da farketmezdi, pazara çıkarılan ben olduktan sonra...

Bugün doğumgünümdü... yedi yıl önce sevgili dostlarımdan birinin bir elin parmaklarını geçmeyen dostlarımı bir masa etrafında topladığı o günden bugüne o dostlardan sadece biri kalmış.. Bu 'bir' kazanç, çünkü hala balmumu yapma isteğim var.

ilk öğrendiğim 'yararlı bilgi' zehirli mantarlar ile zehirsiz olanları ayırmaktı. Ama bu kez onları hayat ayırdı. Ben ise yeni yağmurlar bekliyorum yeni mantarlar için... Avuçlarımın içinden akıp giden zaman ve bir daha geri gelmeyecek o güzel günler...

Doğumgünüm kutlu olsun!

10 Mayıs 2010 Pazartesi

SÖYLE BANA KİMSİN SEN?

Herkes farklı bir çevrede büyür, herkesin hayat tortusu farklı şekilde birikir. Benim hayatı öğrendiğim o küçük kasabada dışlanmış bir grup vardı. Avcılık yaparlardı, kurt kuş, domuz balık onlara faydası olacak ne varsa avlarlardı. Bir de sepet, davul ve darbuka yaparlardı. Kasabanın dışında tek sokaktan oluşan mahallelerinde tazıların tavuklarla dolaştığı kadınların sık sık birbirine dalaştığı hayatlarını suyun karşı kıyısından çocukluk yıllarımda sesizce izledim.

Kadınların sözlü dalaşmalarıyla başlayan kavgalar, karşı tarafın söz bulamadığında kendine en yakın kadının saçını eline dolaması ve komşu kadınların araya girmesiyle biterdi.

Komşularının Sele dedikleri bir teyze vardı ki; onun tek hayranı bendim. O kadar dalaşmaya rağmen bir kez cevap verdiğini görmedim. Onca yılda tek bir kadın onunla kavga ettiğini göremedim. En ağır ateşlerin avuçlarında küllendiğini çok gördüm...

Evde tek başıma okul ödevleriyle boğuştuğum birgün kapı çalındı, açtığımda karşımda Sele Teyze'yi gördüm. Bize sebze sepetleri getirmişti. Bana 'söyle bana kimsin sen?' demişti. 'Annemin oğluyum!' demiştim. Getirdiği sepetleri almış, ona bir bardak soğuk su vermiştim. Giderken bana 'Herkes mayasının hükmünü işler, yaz bunu defterine' demişti... yazdım!

Manga'nın 10 yılına dair bende kalanları yazdığım ve yazacağım bu adresin özü de Sele Teyze'nin defterime yazdırdıklarında saklı... Herkes 'mayasının hükmünü işler' Okuyacaklarınız 130'dan fazla insanın bıraktığı tortular...

26 Nisan 2010 Pazartesi

IHLAMUR AĞACININ GÖLGESİNDE...

Hayatımızın nereye gideceğini 'karar anları'mız belirler. Antik yunan tragedyalarında tek bir baht dönüşü vardır ve kahramanın hayatında en önemli andır. Biz sıradan insanlar birçok baht dönüşü yaşarız, eğer tragedylara konu olacak büyük bir hikayenin parçası değilsek...

Baktığımda, kendimi gördüğüm ilk fotoğraflarım üniversite yıllarımda çekilmiş olanlar. onlardan en sevdiğim ise 'çitlenbik ağacının altında çekilmiş.. portakal renkli paltolu kız, mayonez hanım ve ben'... Gölgesinde üniversiteyi bitirdiğimiz Çitlenbik gibi ağaçların adının çınar olduğu İstanbul'da on iki yılı geride bırakmama rağmen bizim çitlenbik gibisini görmedim. Ama Yıldız'daki ofisimizin arka bahçesindeki ıhlamur çitlenbik gibiydi, gölgesinde altı ay yaşamış olsak da...

AWORKSHOP adıyla, ıhlamurun gölgesinde anne reçelleri ve esra'nın çaylarıyla başladı, benim baht dönüşüm. Dört kişiydik, ikisi hayatında ilk kez bir iş yerinde çalışıyordu. Evlerinden farkı olmayan bir yerde işhayatına başlıyorlardı. Tek farkı akşam yemeği için kendi evlerine dönüyorlardı...

Bir kahvaltı insanın baht dönüşü olabilir mi? İş hayatında on yılı devirmiş olanlar, hangi işyerinde 'evkahvaltısı' yaparak işe başladınız? Nerede her sabah bir kahvaltı masası etrafında toplandınız?

Seçimlerimiz hayatımızdır. İlk önce annemin recçelleri, ardından gün'ün annesinin reçelleriyle... Her sabah aynı masa etrafında bir aile gibi toplanarak farklı bir hayatı seçtik. Her seçimin bir bedeli vardır, ama bedeli ailenin bir bireyi öder. Bu da genellikle seçimi yapan olur...

Gün, ilk işgününe anne ve babasıyla gelmişti. MTA 'da yıllarca çalışıp, emekli olmuş iki değerli insandı. Ofisi görüp, bizleri tanıyıp ve kahvaltı anımıza tanık olmanın ardından, 'çok idealist biri olmalısınız. yaptığınızın hayatta karşılığını bulamadığınızda lütfen vazgeçmeyin' demişlerdi. 

Neden vazgeçeceğim? Niye? Her 'efendinin' önünde eğilen üç beş kişi yüzünden mi? 
Ihlamur ağacının gölgesindeki ofiste başlayan maceramız, 140 kadar insana iş mikanı vermiş. On yılını geride bıraktığında, gerisinde birkaç mutsuz bırakması kadar doğal bir şey olamaz...

Bugün bir ıhlaur gölgesi aramıyorum, ama o zamanki  idealist benle aynı duyguları taşıyan insanları arıyorum...

20 Nisan 2010 Salı

YEMEK MASASINDA BİR MAC'İN NE İŞİ OLABİLİR?

Hepimizin öncelikleri farklı farklı... Bunu ne kadar kabullensek de, bazen soğuk su gibi çarpar yüzümüze. Beş yıldır gece gündüz çalıştığım, o yılların efsanesi Cenajans'a haksız bir şekilde veda ettiğim gün, kızarkadaşım "ne güzel seni daha çok göreceğim" demişti. O üniversiteyi bitirmeye hazırlandığı günlerdeydi, ben bitireli neredeyse 12 yıl olmuştu...

Kaş'a temelli yerleşmeye hazırlık telaşında, Cengiz Başar ile bigglook.com'un lansmanını Akan Kor'un da katıldığı bir ekip ile freelance çalışıyorduk. Cengiz de benimle aynı kaderi paylaştığı için ikimizin de İstanbul'da yapacak bir işi yoktu... Benim farkım, bekardım, bir arabam bankada tazminatım vardı. O hem evliydi, hem de ödemeleri vardı. Enis Karslıoğlu, işi hem bir ajansa vermiş (bunu bize söylememişti) hem de bizi çalıştırıyordu. Cengiz ile sunum yapacağımız gün, Cengiz'e bir türlü ulaşamadım. Gittim sunumu tek başıma yaptım ve işi aldım. Hep benden iyi olduklarını düşündüğüm sevgili dostlarımın ajansı işi kaybetmişti. Bun tam 2 yıl sonra öğrendim. Mutlu mesut eve dönerken, telefonum çaldı. Zeynep Türkmen'di arayan. Cenajanst'a yıllarca beraber çalışmıştık ve iyi bir dostluğumuz vardı...

Eve giderken Conrad'a uğrayıp Zeynep ve Meltemle kahve içtim. Benden bir tanıtım filmi için destek istiyorlardı. Yapacak daha iyi bir işim yoktu. Evin yolunu tuttuğumda
iki müşterimin olduğunun farkında değildim. Bir senaryo yazmalı ve işi yapacak birilerini bulmalıydım... Senaryosu onaylı bir filmim, bir basın kampanyam ve de yazılacak bir motivasyon filmim vardı...

Öyle zamanlarda güveneceğiniz, sizde iyi etki bırakmış birilerini ararsınız... Tanıdığım çok prodüksiyon şirketi vardı. Ama içlerinden birini bile aramaya karar veremedim...
Sabahleyin motivasyon filmini e mail ile Zeynep'e gönderdim. Evden çıktım. Cengiz'e hala ulaşamamıştım... 

 iki seçeneğim vardı; Ezel Akay...  12 yıllık bir geçmişimiz ve bana bir film sözü vardı. Ahmat Atalay... RPM de birlikte çalışmıştık, birlikte fazla bir geçmişimiz yoktu. Ama ona güvenebileceğim duygusu ağır basıyordu...

Öğlen, Tarabya'daki büfelerin orada Cengiz ile buluştuk. Cenajans'a geri dönmüştü. Ben sunumda kıvranırken Feryal Pere ile anlaşmıştı. Ona ajans kuracağımı söyleyince 'maceraya girme! Elinde ne var ki?' dedi. Elimde Citibank'ın olduğunu o an söylemekten vazgeçtim... Ona katılması için baskı yaptım ama fayda etmedi...

Birkaç gün sekreterlerle boğuştuktan sonra elimdeki senaryo ile Ezel'e gittim. Etkileyici ofis, işini bilen bir ekip... Herşey uzak ve soğuktu. 'profesyonel ol be vahap' dedim kendi kendime... Bütçe talebiyle ayrıldım.

Eve geldiğimde Ahmet Atalay'ı aradım. Bir kadın çıktı telefona Ahmet yoktu. Ertesi güne randevulaştık. Çok sıcak ve yakın bulmuştum. 

Cengiz, tüm ısrarlarıma rağmen 'hayır' diyince ben de kendimi beklemeye aldım.Şirket olmak da evlenmek gibiydi iki kişi gerekiyordu.Bekliyordum, ama bu arada işler yürümeye başladı. Citibank hem senaryomu hem de bütçemi onaylamıştı. Ve Ahmetler ile bigglook.com filmini çekmeye başladık.

Oyuncu seçiminin olduğu bir nisan günü Ahmetlerin terasından şehre bakarken, sarı bir bina üzerinde "sahibinden kiralık" yazısını gördüm. Ahmet ile gidip baktık ve kiraladık. İki ay sonra taşınabilecektik, ama artık bir ofisim vardım...

O gün işsiz olduğunu bildiğim eski bir arkadaşımı aradım. Hem grafiker hem de ortak olarak ilk onu işe aldım. Şimdi sıra bir Mac'e gelmişti. Ajansın bilgi işlem müdürü Ayhan Akıncı'yı aradım. Ertesi gün Mac'i alıp, evimdeki yemek masasının üstüne kurduk.

Bu arada iki filmi de teslim etmiştim. Ahmetler de mutluydu, müşterilerim de... Enis Bey, o heyecanla milyarlarca liralık bütçelerden söz ediyordu. Ben de ona inanıyordum.

Ofis inşaatı istediğim hızla gitmiyordu ve Cengiz evden yeterince destek olamıyordu. İlhan istediğim tasarımları yapamıyordu. Ve Abdulvahap Ergut Workshop adını verdiğim yapılanma başlar başlamaz bitecek gibiydi. bankadaki param bitmek üzereydi ve sıra tazminatıma gelecekti ki... Bunu sonun başlanğıcı olarak görmeye başladım... Tam ben bu duygular içinde yeni ofis inşatını bitiremeyen evsahibim ile tartışırken Cengiz geldi. Oturup bir yerde kahve içtik, Cenajans'ta geri sayım başlamıştı, ama bırakmaya cesaret edemiyordu...

O gün umutsuzca evin yolunu tutarken, bir ekip kurmaya ve sıfırı tüketinceye kadar direnmeye karar verdim... Yemek masası üzerindeki Mac'in başına oturdum ve bir yazar olarak ilk tasarımımı yaptım. Bu bir başlanğıç idi..

17 Nisan 2010 Cumartesi

MANGA'NIN ON YILINDA KİMLER VARDI?

manga adına herşey beşiktaşta başladı... bir çay içip destek olan da vardı, uzun yıllar manga'da çalışmayı düşünerek aramıza katılan da, hayattan yılıp geçici bir sığınak olarak gören de... il mangalılar ben. gün, ilhan şeker, esra, ayhan akıncı... gülsüm, ayfer, meltem şahin... ezgil öztürk, selim, mithat, derya... beşiktaştaki o minik evden hatırladıklarım bunlar ve terasta kahvaltılar, anne reçelleri, keyfli günlerde kendimiz pişirip kendimiz yediğimiz öğlen yemekleri...

krizle birilikte ulus'a taşınıldı... orada ben, aykut yılmazer, ezgi elver, gün, derya, sema teker ayhan akıncı başladık... cengiz başar, yaman yalvaç, güzin, oğuz fenerci, ali izan, ümit, bahar, ayşe kongur, sinan gülpınar, ipek tümay, ışın turan, feyza küçükaltıntaş, seyda tunçel,aylin korucu, atilla taşkın... zeynep mendi... manganın tek koltuğu boştu. gün gittikten sonra ikinci tasarımcı aradık üç yıl, o koltuk hep boşkaldı... ve bir bahar ulus'a veda ettik.

toprak villaları... çalışan herkesin iyi hatırladığı herkesin manga'da olmak istediği yer oldu.
ben, aykut yılmazer, aylin korucu gürsoy, ezgi öztürk, feyza küçükaltıntaş, ümit çelik, atilla taşkın, meltem şahin başladık... eren kayserilioğlu, murat ali atay, tuba koyuncu, deniz sezen, murat yavuz, celil kaya, beyza ciğer, zeynep sedef,nihan ilhan,  inci karatağ, oktay demir, sevda dede, ayçelen boz, selman güney, asuman dural, webmaster özgür, emrah dural,baran gündüzalp,  aşçımız saliha büken, aşçımız öznur, eylül öztürk, fatih moray, mt melike, tuba baltan ve gökçe ekşinat, melike orhon, ilker dağlı, özge, deniz özlem ekemen, canan ünal, tolga yamansavaşçılar,başak kanat, hasan çetin, ozan emre acar... topraktan bunların dışında köpek cabbarı hatırlıyorum...

toprak'tan yazarlar sokağa geçiş dönemi değişim ve büyüme dönemiydi... aykut, hasan aramızdan ayılmıştı... yazarlarda, esra aytaç, ömer ergüt, asistanı özgür, aylin korucu, beyza ciğer, ozan emre acar, gamze körpeağaç, deniz özlem ekemen, zeynep sedef, oktay demir, tolga yamansavaşçılar, ezgi öztürk elver, asuman dural, başak kanat, melike orhon, ural çalışkan, canan ünal, aşçı süleyman, atilla taşkın ve sevim doğru ile başladık...yasin kahraman, ayfer hursutağaoğlu, sibel deliismail, barış kuran, özgür onur, evrim gürel, sertunç ergun, mert tarık,derya aslan, derya çalhan, öğretmen creative direktör derya, kenan ataseven, derya dişli, özge ünlü, hakan düzgün,sumru göncü, gümrah şengün, selin mitrani, didem azizoğlu, fulya özbayer,hande sarı, koray yılmaz, koray sakallı, kübra zeybek, serdar çalkaya, göze algün, metin kayadeniz, süheyla şengün,özge topraktepe,taşkın aydoğdu, burcu çoban... aklımda kalanlar bu kadar...

ilkbahar güneşinin hissedildiği akşamları soğuk bir dönemde çengelköye taşındık... ben, oktay demir, selin mitrani, barış kuran, sinem çelik... ardından başlanğıçtaki gibi bir ekip oluşturmak istedik... akan kor, serkan istanbullu, tolga yamansavaşçılar, ibrahim şahin,kemal çiftçi, suna cako, merve özbey, eli mazliyah, ebru ayan, cenk yener... nalan ergüt... acılı adana gibi günlerdi, çengelköy...

karşıda olmaz diyenlere inanmamıştık ama karşıda olmadı... esentepeye geri döndük adresimiz hikaye sokak oldu... ben, nalan, suna cako, ebru ayan, eli mazliyah, barış kuran, merve özbey
leyla küçük keleş, ömer ergüt, ibrahim şahin,... dilek güven, sezin eker, elif yorulmaz,, aslı asistan, tuğba... kenan kaya, özlem ersen, mediha kaplan, özcan şinikçi...

on yıl 130 dan fazla insan... bunların arasında bizimle mutlu olan da oldu, mutsuz olan da... ayrılıp mutsuz olup geri dönmek isteyen ama kapıları kapalı bulunca sesinin rengi siyaha dönenler de var... Bu blogda kişi kişi mangayı bulacaksınız...