Baktığımda, kendimi gördüğüm ilk fotoğraflarım üniversite yıllarımda çekilmiş olanlar. onlardan en sevdiğim ise 'çitlenbik ağacının altında çekilmiş.. portakal renkli paltolu kız, mayonez hanım ve ben'... Gölgesinde üniversiteyi bitirdiğimiz Çitlenbik gibi ağaçların adının çınar olduğu İstanbul'da on iki yılı geride bırakmama rağmen bizim çitlenbik gibisini görmedim. Ama Yıldız'daki ofisimizin arka bahçesindeki ıhlamur çitlenbik gibiydi, gölgesinde altı ay yaşamış olsak da...
AWORKSHOP adıyla, ıhlamurun gölgesinde anne reçelleri ve esra'nın çaylarıyla başladı, benim baht dönüşüm. Dört kişiydik, ikisi hayatında ilk kez bir iş yerinde çalışıyordu. Evlerinden farkı olmayan bir yerde işhayatına başlıyorlardı. Tek farkı akşam yemeği için kendi evlerine dönüyorlardı...
Bir kahvaltı insanın baht dönüşü olabilir mi? İş hayatında on yılı devirmiş olanlar, hangi işyerinde 'evkahvaltısı' yaparak işe başladınız? Nerede her sabah bir kahvaltı masası etrafında toplandınız?
Seçimlerimiz hayatımızdır. İlk önce annemin recçelleri, ardından gün'ün annesinin reçelleriyle... Her sabah aynı masa etrafında bir aile gibi toplanarak farklı bir hayatı seçtik. Her seçimin bir bedeli vardır, ama bedeli ailenin bir bireyi öder. Bu da genellikle seçimi yapan olur...
Gün, ilk işgününe anne ve babasıyla gelmişti. MTA 'da yıllarca çalışıp, emekli olmuş iki değerli insandı. Ofisi görüp, bizleri tanıyıp ve kahvaltı anımıza tanık olmanın ardından, 'çok idealist biri olmalısınız. yaptığınızın hayatta karşılığını bulamadığınızda lütfen vazgeçmeyin' demişlerdi.
Neden vazgeçeceğim? Niye? Her 'efendinin' önünde eğilen üç beş kişi yüzünden mi?
Ihlamur ağacının gölgesindeki ofiste başlayan maceramız, 140 kadar insana iş mikanı vermiş. On yılını geride bıraktığında, gerisinde birkaç mutsuz bırakması kadar doğal bir şey olamaz...
Bugün bir ıhlaur gölgesi aramıyorum, ama o zamanki idealist benle aynı duyguları taşıyan insanları arıyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder