18 Ocak 2011 Salı

HERŞEYİ BEDELİ VAR... OLMADI YAR!

Küçük bir meyhanede sadece Müslüm Baba çalınır ve dinlenirmiş, plaktan! İstersen telefon edip dilediği şakıyı dinleyebilirmişsin. Müslüm Baba dinlemenin pek iyi karşılanmadığı, arbeskin tü kaka olduğu o yıllarda... o efsane meyhaneyi bulmuştum ve öğrenci evinde telefon olmadığı için ankesörlüden arayıp dinlemiştim 'olmadı yar'ı. Orası hala hayatta ise üzerinde 'olmadının adı yazan plak' benim...

O sabah yanında kalbimin küt küt attığı biriyle buluşacaktım izmir senfoni konserinde. Güzel bir cumartesi sabahıydı. Öğrenciydim, ne burs alıyordum ne de 'baba harçlığı' dışında bir gelirim vardı. Cuma günü 'baba harçlığı da' gelmemişti. Havalenin size ulaşmasının üç beş gün sürdüğü yıllardı. Güzel bir cumartesiydi... Konsere bilet alsam, çıkışta cafeye param kalmıyordu. İkisinden birini seçmeliydim. Planımı yaptım, çıkışta onu bekleyecek ve sanki
konsere geç kalmış girememiş gibi yapacak ve birlikte cafeye gidecektim...

Salonda kimse kalmayıncaya dek bekledim.. Herkes çıktı o çıkmadı! Ayaklarım beni önce kemeraltına götürdü, nefis bir söğüş yedim, gelene gidene baktım. Sahilden eve yürürdüm paramın geç geldiği haftalarda, bakkaldan makarna alır, körfeze karşı akşam ziyafeti çekerdim kendime...

Sokağa geldiğimde hava karamak üzereydi... Ayaklarım yorgunluk, içim öfkeyle doluydu. Bakkaldan makarna domates aldım, ama merdivenleri çıkacak gücüm yoktu... Kapının önünde onu görünce herşeyi unuttum. Bir şişe şarap ve bir plakla gelmişti. Yukarı nasıl çıktığımı hatırlamıyorum, ama ilk kez makarna bir sonraki akşama kalacaktı. Şarabı açtı, balkona oturduk ve körfeze karşı, konuşmaya başladık. Zamanın durdurulamaz hızında gün batarken başlayan sohbet gün ağırıncaya kadar devam etti. Balkondan içeri geçtiğimizde gün ağırıyordu, koltukta ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum ama uyandığımda ertesi akşam üzeriydi... Benimle aynı evde yaşamak isteyen 'platonik aşkım' yoktu... Bana bir not bırakmıştı 'sana bunu yapamam!'. Ne dediğini anlamadım... iki hafta sonra okuldan biriyle yıldırım nikahıyla evlendi, 7 ay sonra bir oğlu oldu.

Yaz gelmişti, eve dönerken eşyalarımı toparlarken... o gün bana getirdiği hiç açmadığım paketi açtım... içinde bir plak vardı ve üzerinde not... 'Herşeyin bir bedeli var...' O bedeli aklınca bana ödetmedi...

Cumartesi akşam hayatımın en uzun gecelerinden biriydi. Ne seyretiğimi, ne konuştuğumu ne de konuşulanları anlıyordum. Bir film şeridi gibi son 2 yıldır yaşadıklarımı ve bana yaşatılanları düşündüm... benim başkalarına yaşattıklarımı da. Nasıl olmuştu da 'hayatımı başkalarının ıstakalarının insafına bırakmıştım'... Şimdi bedel ödeme zamanıydı. 'Açım Abi... Ben burada işe başlamaz isem İzmir'e dönecem ve bir daha bu şansı bulamayabilirim!' diye karşımda dörtkat olanlar şimdi şah olmuştu. Ekmeğimi bölüp verdiğim, maaşını zamanında ödemek için maaşı kadar faiz ödediğim 'nefret ordusu' bana bir bedel ödetiyordu...

O plak geldi aklıma... o meyhane hala hayatta mı diye düüşündüm... üzerinde adımın yazdığı o plağı bana çalarlar diye düşündüm... Sonra üç kez, Müslüm Baba'dan 'Olmadı Yar' dinledim..

'Son pişmanlık neye yarar
Her şeyin bedeli var 
Olmadı yar...'
Hakkınız olarak gördüğünüz ama koşullar nedeniyle 'sahip olamadığınız'ın şarkısıdır,  şu sıralar... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder