17 Ocak 2011 Pazartesi

YAŞAMAK YÜREK İSTER...

Seksen darbesinin ardından sokaklar boş, merdiveler 'bizsiz' ve sessiz kalmıştı. Arkadaşlarım bir bir nedensiz götürülüyordu... ki içlerinde 'felsefe ders kitabı' nedeniyle giden bile vardı. Bir de Çeşme'den balıkçı kayığıyla karşıya geçip, ardından ikinci vatan Almanya'nın yolunu tutanlar da... Kitaplar ya susuz kuyulara inmiş ya da çatı aralarına çıkarılmıştı.

Yangından iki kitap kurtarabilmiştim 'mesnevi' ve üzerinden onlarca insanın geçtiği bir Oscar Wilde seçmeleri... Oltamı alıp kasabadan yavaş yavaş uzaklaşırken yüksek sesle ya mevlana ya da Oscar Wilde okurdum. Düşünmemek, özlememek, hatırlamamak, akıl sağlığımı korumak için bir daha kitap okumadım hayatım boyunca...Kaynağa ulaşmak, anlamak, çözmek, kavramak ve zamanın tanığı olmak için okudum.

Söğüt altında oturup suyun sesini dinlemek ve sadece kendi sesimi duyduğum dağbaşlarında kitap okumak, beni çok değiştirdi. Sanki uzaklarda olan arkadaşlarıma sessiz bir katılıştı, pasif bir protesto...

Nehir kıyısında doğmak, suyun sesiyle büyümek insanın gelişimini nasıl etkiler bilemem, ben suyun sesini duyabilen, yosun tutmuş taşlara basarak karşıya geçen biri olarak 'geçmişin benim için değerli olmasının yitirdiklerimle dolu olmasından' derdim.

Yazın sıcağı suları azaltır, kıyıdan bakan biri için az su yavaş akar... öyedir de. Yavaş yavaş kayaları oyar ve yatağını genişletir. Yaşamaktan asla vazgeçmez... yaşam olmaktan asla vazgeçmez. Bazen günler süren su kıyısı yürüyüşlerimde 'suyun inadını' yaşamak için yolunu kendi açışını farketmeden izlemişim.

Bilgiden, kitaptan korkanlardan oruç reis, denizcilik tarihi, dünya tarihini bile gizlemişim... Çocuk aklım kimbilir ne korkmuş ya da annem beni ne çok severmiş ki, üzerinde yazı olan herşeyi tavan arasına gizlemiş...

Son on bir yılda 'manga' çatısı altında yaşadıklarıma bakınca... Gelen giden insanları düşününce... Okusun diye önlerine kitap koyduklarım, kendisini geliştirsin diye 'ilan çizdiklerim' yani suyun sesini bilmeyenler; sessizce beklemekteler 'buraya kadar' dememi. 12 Eylül 1980'de sokaklar asker doluyken, sokağa çıkmak yasakken... ben kızılırmak kıyılarında kargalara ' yaşamak yürek ister'i okumuşum. Neden vazgeçeyim ki yaşamaktan!

O günler de çok sevdiğim kambur Orhan vardı, kimse ona kambur diyemezdi... ben derdim! En küçükleri en çocukları bendim. Onun bir sözü son cümlem olsun; 'yaşamak hergün bal yemek değildir, yaşamak sevdiği tatları özlemektir biraz da!'...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder