Çocuktum... feleğin çemberinden geçmek, sokakta duyduğum anlamlı bir sözdü. Kendini gözlerimin önünde arabanın altına atmaya çalışan kızın, aslında karnındaki bebeğe 'hayat boyu nafaka babası' aradığını görmeyecek kadar 'tecrübesizdim'. Büyüdüm, feleğin bataklıklarını da, krallıklarını da yaşayarak, ama hep insan seçmekte hatalar yaptım.
Hayatın yokuş aşağı koştuğu günlerde, hiç beklemediğim bir destek buldum. Gözlerim doldu ağladım. Yokuş aşağı giden günlerin sorumluluğunu almasa da, sağ kolum ve yaşananların sorumlulardan biri 'timsah gözyaşları' demişti. Hiç bir şeye o kadar öfkelenmemiştim.
Her biri farklı profil, 150'den fazla insan kendini bir şekilde 'Manga' da ifade etti.Ve en zor günümde gürültülü bir biçimde gittiler. Çınar Ağacı gölgesi yazı güzeldir, ama sonbaharla yaprakları dökülmeye başladığında?
Ve 2012 yılının nisan bir'inde, içim buruk bir şekilde Manga Mutfağı kapılarını kapadı. İşler güçler bir süre başka bir çatı altında devam etti, sonra o da bitti. Çatı üstünde çatı olmuyor. Benim aldığım karardan kimse zarar görmesin istemiştim. Geçen on sekiz ayın sonunda 'kapıların kapanmasının' pek iyi bir karar olmadığını sık sık düşündüm. Ama mecburdum!
Neden Kapandı?
Bu sorunun belirgin ve net bir yanıtı var: tamamen ekonomik. Manga sadece çalışanlarına yetecek bir ekonomiye sahipti. Onu bulunduğu yere getiren 'paydaşları' bu ekonomik varlığını bitirmek için tüm enerjileri harcadılar, gardını düşürdükleri günlerin ertesinde daima dimdik ayakta kaldı...
Dokuz yıl, geceni gündüzüne katıp emek verdiğin 'marka' eşyalarını toplayıp gittiğinde aşık olacak başka bir marka bulursun. Eline silah alıp sokağa çıkmazsın:(
Neden Yeniden?
'Ben gittim... hem de 5 yıl önce, kriz vardı ve her yer alev alevdi. Yerime gelenler seninle çalışmaya devam etti ve etmek istiyor. Demek ki, burada farklı bir yemek pişiyor... Ateşin altını bir an önce yak! Sen yemeği pişir, onu birileri sofraya koyar'
'Manga'dan sonra 3 ajansta çalıştım. Gecemi gündüzümü verdim... Hiç biri beni mutlu etmedi. Bir sabah balkonda bir şeyler çizmeye başladım. Sonra bunları internet üzerinden satmaya... Manga'daki gibi mutluydum. Çünkü, kendimi ifade etmenin yeni bir yolunu bulmuştum. Sen bize kendimizi ifade etme fırsatı veriyordun!'
'Diski taradım... 10 yıl 1642 sunum... ortalama 2 günde bir sunum hazırlanmış... 2007 yılında 55 yeni müşteri ziyareti var... Bu disklerde kolay rastladığım bir durum değil. Danışmanı olduğun şirketin diskini taradığımda ise sadece 22 sunum bulabildim...'
'Ben gidiyorum. Sizinle 3 ay kadar çalışabildiğim için üzgünüm.. Buranın patronları, iş adamı. O nedenle sizin önceliklerinizle onlarınki farklı. Burada farklı bir hayat var. Sizin adınız, bu yaşam biçimiyle yan yana durmamalı... Siz benden 20 yaş büyüksünüz, bunu söylemek bana düşmez. Ama adınızı koruyun....'
'Manga'dan ayrılalı on yıl oldu. kahvaltıları özlüyorum... Sandman'in ajansa geldiği günleri... sabahladığım geceleri... gene de senin yaptığını yapardım! Alır başımı giderdim!'
'Son beş yılda senin yaşadıkların beni yordu. Sen nasıl yorulmadan ayakta kalabiliyorsun? Bence al çoluğu çocuğu Kaş'a git. Bir dalış okulu aç. Ve buraları unut...'
Son beş yılda... dostun çok kıymetli ve az olduğunu... düşmanın insanı kül edebileceğini... ticarette duygunun yeri olmadığını... sizden milyon dolar kazanan birinin sizi beş lira için ipe göndereceğini... gördüm ve yaşadım. Dost bildiklerimi kaybettim. Beklemediğim dostlar kazandım...
Ve herkesin bir takvimi vardır. Benim kaç yaprağım kaldı bilmiyorum. Ama kalan yaprakların bir kısmını da eski bir geleneği uyandırmak için ayıracağım...
Benimle birlikte... hızlı düşünen, samimi, dürüst ve işinde tecrübeli hayatta acemi Manga'nın yemeklerine alışan, ben kapılarını başkaları adına çaldığımda kapılarına bana Manga diye açan 'dostların' baskısıyla...
GO'nun yeniden başlayacak...
Tanrı Antonius’u Bırakıyor
YanıtlaSilBirdenbire, gecenin yarısında
canalıcı müziklerle, seslerle geçen
görünmez çalgıcıları duyup da
artık talihin bitti diye, yaptıkların
çöküverdi; kanıtlandı diye hayatının sahteliği,
sakın ağlama.
Çok önceden hazır gibi, bir yiğit gibi,
Vedalaş, uzaklaşan İskenderiye ile.
Hele, hiç aldatma kendini
bu bir düştü, yanlış işittim deme
aşağılanma böyle boş umutlar içinde.
Çok önceden hazır gibi, bir yiğit gibi
böyle bir kente yaraştığını belli edercesine,
güvenli adımlarla yaklaş pencereye
ve coşkuyla dinle, ama korkakların
yakınmaları, yakarmalarıyla değil,
yüreğinin derinlerini açarak bu gizemli çalgılara
dinle canalıcı sesleri
Ve yitirdiğin İskenderiye’ye, elveda.
Çeviren: İsmet Özel
Tanrı Antonius’a Sırt Çeviriyor
Eğer,gece yarısı,duyulursa ansızın
geçişi görünmeyen bir alayın
eşsiz müziklerle ve seslerle-
boyun eğen yazgına,başarısız girişimlerine
ve hep hayalde kalan tasarılarına hayatının
ağlama sakın boş yere.
Çoktandır bekleyen biri gibi,bir yiğit olarak,
veda et ona,bu giden İskenderiye’ye.
Aldanmayasın sakın,demeyesin hele:
“Bir düştü bu,kulaklarım yanlış duydu.”
Böylesine boş umutlara tenezzül etme.
Çoktandır bekleyen biri gibi,bir yiğit olarak,
yaraşırcasına böyle bir kentte yaşamak kısmet olmuş birine
yaklaş sarsılmaz bir kararla pencereye
ve duygulanarak dinle, ama
yakarmaları ve sitemleriyle değil korkuların,
son bir haz olarak dinle onları,
o gizemli ordunun benzersiz çalgılarını
ve veda et ona,yürümekte olduğun İskenderiye’ye.
Çevirenler :Herkül Milas-Özdemir İnce
Tanrı’nın Antonius’u Bırakması
Gece yarısı ansızın duyarsan
eşsiz ezgilerle, naralarla
görünmeyen bir alayın geçtiğini
boş yere ağlama talihin döndü,
hiçbir iş başaramadın, her düşün
boş çıktı diye.
Nicedir hazırmış gibi, bir yiğit gibi,
Hele kendini aldatmaya kalkma, deme ki
bir düştü bu, belki yanlış duydum;
böyle boş umutlara kapılacak kadar alçalma,
Nicedir hazırmış gibi, bir yiğit gibi,
böyle bir şehre layık olan sana yaraşırcasına,
kararlı adımlarla yaklaş pencereye;
duygulanarak dinle, ama korkakların
yanıp yakılmalarıyla değil,
son bir kez doya doya dinle o sesleri,
o gizli alayın eşsiz çalgılarını,
sonra veda et ona, yitirdiğin İskenderiye’ye.
Çeviren: Cevat Çapan
Tanrının Antonius’u Bırakmasıdır
Birdenbire duyarsan geceyarısı
görünmeyen bir alayın geçtiğini
eşsiz ezgilerle, seslerle-
artık boyun eğen yazgına başarısız
yapıtlarına, tasarladığın işlere
hepsi aldanışlarla biten-
ağlamayasın boş yere.
Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi
hoşçakal de ona, giden İskenderiye’ye.
Hele kendini aldatmayasın demeyesin:
bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı;
böyle boş umutlara eğilmeyesin.
Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi
böyle bir kente erişmiş sana yaraşırcasına,
kesin adımlarla yaklaş pencereye,
dinle duygulanarak, ama
yanıp yıkılmalarıyla değil korkakların-
son bir kez, dinle doya doya ezgileri,
o gizli alayın eşsiz çalgılarını,
hoşçakal de ona, yitirdiğin İskenderiye’ye.
Çevirenler : Ionna Kuçuradive A.Turan Oflazoğlu