26 Kasım 2013 Salı

DEĞİŞEN NEDİR GÜVERCİNLERİ

akşamüstü. insanlar geçiyor çığlık çığlığa kuşlar
çınaraltı’nda. yudum yudum içiyorsun çayını
yudum yudum içiyorsun boşa düşmüş gençliğinin ağusunu
dil susmuş
yürek yangın
fersiz gözleriyle bakırcı ustaları geçiyor gözlerinden
allı güllü sessizlikleriyle ahçı yamakları, bulaşıkçılar
cikleti  yanaklarından sarkmış terzi kızlar
serçe parmakları bir kilimde nakışlı kızlar
ütücü kızlar
çekingen sefertaslı mürettipler
bir simitçi, bir simitçi daha haniya akşamın
fotoromanlar
memur eskisi memurlar
kitap eskisi katipler
anı eskisi anılar
yarım düşler az uykular umutlar
bir ince yağmur
bir ince akşam
bir ince sevda
bir ince bakışla geçip gidiyorlar gözlerinden

            abi sevdiğinin başı için, ne de yakışmışsınız
tez olur düğününüz, on liralık abicim
sevabına güvercinlere bir avuç yem
sevdiğinden ayırmaz bir avuç yem
güvercinlere abicim

bir çay daha içmeli
bir sigara daha
bir
karanlığa kavuşmadan nasırlı ellerin buğusu

geçip gidiyor ferdi tayfur, neşe karaböcek, orhan gencebay
el arabalarının boğuk hoparlörlerinden
bulmacalı afişlerden
ikramiyeli posterlerden
bir yardan bir yaraya
bir sudan bir asumana
bir şarkıdan bir şarkıya
             
             avareyim avareyim
             çok seven bir divaneyim
             sana aşık olmasaydım
             seni böyle sever miydim

             ben bir damlayım
             sen bir denizsin
             ben gökte yıldız
             sen güneşimsin

huysuz muyum uçup gideli alıcı kuşlar uçurumlarımdan
belki
ama
kalbim
ne çok yorgun kalbim ne çok

bir ses:         yalnızlık allaha mahsus
                    her insan bir eş arar
                    taşın kalbi olmaz derler
                    onu da yosun sarar
bir oyun:       tilki tilki saat kaç
bir kız:          ne çok sevmelerimin hülyalı kızı
bir not:         tutukluluğuma karar verildi. aranıyorum

bir ince nakışla geçip gidiyor akşamüstü
oysa dün gelecekti
sabah alnımdan öperek uyandıracaktı
çay demleyecektim
uzun uzun konuşacaktık dünyadan ve insanlardan
sinemaya gidecektik
sevişecektik belki
belki el ele deniz kıyısına inecektik
acıların uzağında
kederlerin uzağında
kanat vuracaktık martılarla
kandili mavi alevli sulara
ama tek sütun üzre bir haber
fermanı yazılmış
solmuş
zulmün görünmez ufkundan
kalbini karalayan güneş
kalbim
ne çok yorgun kalbim ne çok

geçip gidiyor yüreğimi kavuran ağusu genç ölümlerin

bir akşamüstü
çınaraltı’nda
bir güvercin
sordu kendi kendine
-         -  değişen ne?

sordum kendime
bir de güvercinlere
çınaraltı’nda
bir akşamüstü
-         - değişen ne?

yüzünde bembeyaz bir hüzün
elinde mavi yıldız çiçekleri
sevdaya susamış yüreğinle
ikinci cemre düşer düşmez toprağa
umutla inançla kavgayla
< yokuşu tırmanıyorsa hayat >

sen de sor kendine
bir akşamüstü
çınaraltı’nda
-         - değişen ne?
      değişen ne?

      REFİK DURBAŞ

BİR İzmir ile vedalaşma günlerinin yaklaştığını içten içe hissettiğim günlerin birinde kara kaplı defterime yazılmıştı. Sonra o çınarın altında tek başıma oturup defalarca bu şiiri hatırladım... bu gün de o günlerden biri
       arpacı ali sokak sarı cınar yapraklarıyla dolu... bir kez daha okumak için aradım ve buldum... sana kapılar
       açan dostların olmayınca dünya sonsuz bir sessizlik... sonsuz bir boşluk...
a
BİR

BBİİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder